Aslında söze rahmetli İslam Çupi'nin çok bilinen ve klasikleşen sözleriyle başlamakta fayda var.
"Fenerbahçe Cumhuriyeti ortalıkta yoksa, Türkiye yoktur, futbol yoktur, bolluk yoktur, insanlar yoktur, canlılar güç nefes alır ve bu ülke kısa süre sonra yaşayan yer olmaktan çıkıp, mezarlık olur. Fenerbahçe büyüklüğü ne şampiyonluk büyüklüğü, ne kupa büyüklüğüdür. Onun büyüklüğü başka bir büyüklüktür işte, adı konamaz... "
Çupi zannederim böylesine bir "komplo ortamı" için değil, sportif başarısızlıktan yola çıkarak bu biçimde eşsiz bir değerlendirme yapmıştı. Ya da "Fenerbahçesiz"liğin ne demek olduğunu ifade etmeye çalışmıştı.
Bakın bugün veda mesajı yayınlayan Fenerbahçe başkanı sayın Aziz Yıldırım ne diyor: "Beni eğip bükemeyenler, beni kendilerine benzetemeyenler meyve veren ağacı taşlayanlar baktılar ki taşladıkça ağaç inadına daha da büyüyor yakmaya karar verdiler ağacı. Kurguladıkları bir senaryo ile bugün beni hayatımın en büyük sevdası Fenerbahçe’den kopardılar. Yaktılar ağacı, yanan ağacın yerine yenisinin dikilemeyeceğini bilmeyenler"...
Peki Fenerbahçesiz bir futbol ve spor dünyası mümkün mü? 104 yıllık mücadelenin içinden gelen, işgal kuvvetleri komutanı General Harrington adına düzenlenen kupayı alıp, Lozan'daki Türk heyetinin can kulağıyla beklediği zaferi veren bir takımdan bahsediyoruz. Kurtuluş Savaşı'na, o bazı kendini bilmezlerin "boklu dere" dediği Kurbağalıdere'den silah kaçıran, sayısız kupalara sahip, "gönüllere mal olmuş" bir gelenek söz konusu.
Bu gece ne yazık ki, "MABED"imizde, istenmeyen olaylar oldu. Taraftar maçı yarım bıraktırdı. Emniyetten sızan, henüz delil niteliği taşımayan iddiaların, CHP'nin deyimiyle "sefalet içinde olan" yandaş medyaya ve merkez medyaya sızdırılarak, yargısız infazla Fenerbahçesizlik yaratılmaya çalışılıyor. Bu da taraftarın canına tak ettirdi.
Fenerbahçesiz bir ortamı oluşturmak isteyenler, Fenerbahçe gerçeğiyle yüzleşmek durumundadır. Ancak bu gece, medyaya yönelik tepki ve sahadaki istenmeyen olaylar, bir birikimin patlamasıydı ve olmaması gerekirdi. Fenerbahçesizlik gayretkeşliğine verilecek en güzel yanıt daha fazla FENERBAHÇELİ olmak, dimdik ayakta durmaktır. Fenerbahçe taraftarı dik durdukça ve soğukkanlılığını kaybetmedikçe, tüm komplolar boşa çıkar.
Lütfen sabır, dayanışma ve sağduyu. Yanlışlarla birilerinin ekmeğine yağ sürmeyelim...
21 Temmuz 2011 Perşembe
8 Temmuz 2011 Cuma
HEGEMONİK DÖNEMDE FENERBAHÇE...
Zor günler geçiriyoruz. Fenerbahçe başkanı sayın Aziz Yıldırım'ın tutuklanma talebiyle mahkemeye sevki ve felç riski taşıması, 104 yıllık kulübün ve ligin ilk ve en çok şampiyon olan takımının, şike iddiaları çerçevesinde, eski adıyla 2. lig, şimdiki adıyla Bank Asya 1. ligine düşürülmesi olasılığı, Türkiye gündemini alt üst etti. Ne çözülmekte olduğu iddia edilen TBMM'deki "yemin krizi", ne de "Deniz Feneri davası" konuşuluyor. Varsa yoksa FENERBAHÇE...
Neden? Yıllardan beri çeşitli savların konuşulduğu futbol dünyasında neden Fenerbahçe davalık oldu?
Zira, futbol dünyasında taraftar kitlesi ve finansal konumuyla, sadece futbol mabedine dönüştürdüğü Şükrü Saraçoğlu'yla değil, inşa ettiği diğer tesislerle, "5'te 5 sloganıyla" sporun her dalında şampiyon olan ve olmadığı zamanlarda şampiyonluğu kovalayan bir kulüpten söz ediyoruz.
Aslında yazacaklarımın çoğunu, Milliyet'ten Kadri Gürsel, "Üç büyükler düzenine operasyon" başlığında ele almış. Ve sözlerini, Fethullah Gülen'in sağ kolu olarak iddia edilen Hüseyin Gülerce'nin ifadeleriyle güçlendirmiş. Gülerce; subaylar, akademisyenler ve iş adamları dahil, kimsenin "dokunulmazlığı" kalmadığını, sıranın "futbol ağaları"na geldiğini vurgulamış.
Hegemonik sürecin, Gramsci'den kopyaladığımız zeminde, yöntemleri belli oluyor. Önce "itibarsızlaştırma", sonra da "yüceltme" mantığı, burada da farklı bir yüzeyde kendisini ortaya koyuyor. Fenerbahçe boşuna bir hedef değildi. Burada yargı sürecini kastetmiyorum. Yargı en doğru kararı verecektir. Yalnız verene kadar, özellikle medya ve emniyet arasında yargı tamamlanmadan hüküm verme gayreti, Elisabeth Noelle Neumann'ın deyimiyle, medyanın "teşhir direğine" asılma, bugün Nilgün Cerrahoğlu'nun IMF eski başkanı DSK'nın konumuyla ilgili değindiği, "Vahşi Batı adaleti"ni anımsatıyor. Şimdiden medya, 11 Temmuz'da Futbol Federasyonu'nun Fenerbahçe'ye küme düşürmesi için, infaz çığlıkları atıyor. Emniyet, savcılık ve medyanın kullandığı deliller, hüküme gerek kalmadan yeterli sayılıyor. Bir nevi linç psikolojisi işliyor. Benzer durumlar, diğer davalarda da görüldü.
Fenerbahçe'nin ve Fenerbahçelilerin dik duruşu, bu rüzgara karşı dik durmakla anlam kazanacaktır. Bank Asya kimseyi korkutmasın. Türkçemizde güzel bir söz vardır. "Yiğit düştüğü yerden ayağa kalkar"... Fenerbahçe'nin "teslim alınamayan son kale
" diye nitelendirilmesi boşuna değildir.
Bir TV dizisinde söylendiği gibi, "nefes alıyorsak umut vardır"...
Neden? Yıllardan beri çeşitli savların konuşulduğu futbol dünyasında neden Fenerbahçe davalık oldu?
Zira, futbol dünyasında taraftar kitlesi ve finansal konumuyla, sadece futbol mabedine dönüştürdüğü Şükrü Saraçoğlu'yla değil, inşa ettiği diğer tesislerle, "5'te 5 sloganıyla" sporun her dalında şampiyon olan ve olmadığı zamanlarda şampiyonluğu kovalayan bir kulüpten söz ediyoruz.
Aslında yazacaklarımın çoğunu, Milliyet'ten Kadri Gürsel, "Üç büyükler düzenine operasyon" başlığında ele almış. Ve sözlerini, Fethullah Gülen'in sağ kolu olarak iddia edilen Hüseyin Gülerce'nin ifadeleriyle güçlendirmiş. Gülerce; subaylar, akademisyenler ve iş adamları dahil, kimsenin "dokunulmazlığı" kalmadığını, sıranın "futbol ağaları"na geldiğini vurgulamış.
Hegemonik sürecin, Gramsci'den kopyaladığımız zeminde, yöntemleri belli oluyor. Önce "itibarsızlaştırma", sonra da "yüceltme" mantığı, burada da farklı bir yüzeyde kendisini ortaya koyuyor. Fenerbahçe boşuna bir hedef değildi. Burada yargı sürecini kastetmiyorum. Yargı en doğru kararı verecektir. Yalnız verene kadar, özellikle medya ve emniyet arasında yargı tamamlanmadan hüküm verme gayreti, Elisabeth Noelle Neumann'ın deyimiyle, medyanın "teşhir direğine" asılma, bugün Nilgün Cerrahoğlu'nun IMF eski başkanı DSK'nın konumuyla ilgili değindiği, "Vahşi Batı adaleti"ni anımsatıyor. Şimdiden medya, 11 Temmuz'da Futbol Federasyonu'nun Fenerbahçe'ye küme düşürmesi için, infaz çığlıkları atıyor. Emniyet, savcılık ve medyanın kullandığı deliller, hüküme gerek kalmadan yeterli sayılıyor. Bir nevi linç psikolojisi işliyor. Benzer durumlar, diğer davalarda da görüldü.
Fenerbahçe'nin ve Fenerbahçelilerin dik duruşu, bu rüzgara karşı dik durmakla anlam kazanacaktır. Bank Asya kimseyi korkutmasın. Türkçemizde güzel bir söz vardır. "Yiğit düştüğü yerden ayağa kalkar"... Fenerbahçe'nin "teslim alınamayan son kale
" diye nitelendirilmesi boşuna değildir.
Bir TV dizisinde söylendiği gibi, "nefes alıyorsak umut vardır"...
4 Temmuz 2011 Pazartesi
FENERBAHÇE...
Uzun zamandır böyle bir blog kurmayı tasarlıyordum. Ancak futbola sadece bir taraftar olarak yaklaştığım için, hadi kenarda kalayım demiştim. Ne var ki, son günlerde yaşananlar beni derinden yaraladı.
Çocukluğumun hayallerini çalmaya çalışan bir gayret, Cumhuriyet'in "yıkılmayan son kalesi"ni de simgesel bir hedef yaptı.
Büyük Atatürk'e kulak verelim:
"Fenerbahçe Kulübü'nün her tarafta mazhar-ı takdir olmuş bulunan asarı mesaisini işitmiş ve bu kulübü ziyaret ve erbab-ı himmeti tebrik etmeyi vazife edinmiştim.Bu vazifenin ifası ancak bugün müyesser olabilmiştir. Takdirat ve tebriklerimi buraya kayd ile mübahiyim."
Ordu Kumandanı
M. Kemal
(3.5.1918)
Nasıl üzülmem ki. Büyükada'ya her uğradığımda, sevgili Lefter sağlıklı iken, eğer görürsem, mutlaka elinden öperdim. Heyhat, şimdi aklıevveller, Fenerbahçe küme düşecek diye, uygun yerlerine kına yakıyorlar. Hiç unutmam, Fenerbahçe Stadı'nın açılış törenine katılmıştım. O kutlu günü hiç unutamam. Hayallerimi çalmaya çalışanlara, İslam Çupi'nin sözleriyle sesleniyorum...
"Fenerbahçe büyüklüğü ne şampiyonluk büyüklüğü, ne kupa büyüklüğüdür. Onun büyüklüğü başka bir büyüklüktür işte, adı konamaz"...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)

